OSMANLININ ULAŞTIĞI SON NOKTALAR
TARİH SOHBETLERİ
OSMANLININ ULAŞTIĞI SON NOKTALAR
OSMANLININ ULAŞTIĞI SON NOKTALAR
Her zaman ilgimi çeken bir konu da tarihteki devletlerin veya imparatorlukların hükmettiği coğrafyanın genişliği olmuştur. Özellikle iletişimin yaygın olmadığı bir dünyada bu olgu beni şaşırtmıştır. Büyük İskender’in Asya seferini, Cengiz Han ve oğullarının yani Moğol İmparatorluğunun kısa dönemli yükseliş ve inişlerini (parçalanmalarını) dikkate almazsak aslında medeni dünyanın büyük kısmına hükmetmeyi iki devlet başarmıştır: Roma İmparatorluğu ve Osmanlı Devleti.
Bunlardan antik Yunan ve onun ardılı olan Roma halen Batının kendi köklerini bulduğu, referans verdiği devlet olmaya devam ediyor. Avrupa Birliğinin tek para, gümrük birliği, ekonomik entegrasyon hatta tek dış politika ve sonuçta tek devlete gidiş mantığı kadim Roma’yı çağrıştırıyor. Bu o kadar böyledir ki ahlaki benzerlikler bile Avrupa’da git gide Hıristiyan köklerinden daha çok pagan inancına sahip eski Roma’yı çağrıştırmaktadır. Bu anlamda eski Roma ruhu sanki bir reenkarnasyon olayında olduğu gibi kendisine yeni, modern ve teknolojik yönleri olan bir beden bulmuştur. İşte bugünkü Batı budur.
Osmanlı Devleti ise bu konuda diğer uçtaki örnektir. Bu bütün eksiklerine rağmen böyledir. İnsanı esas alan ve sömürmeyi değil adalet tevzi etmeyi kendine ilke edinen bir devlettir Osmanlı. Gerçi günümüzde Osmanlının misyonunu taşıyan bir devlet yoktur. Bunun sonucu olarak ta bıraktığı boşluğun oluşturduğu vakum hala o coğrafyada suların durulmamasına yol açmıştır. Dolayısıyla onun sınırlarını bilmemiz yani hükmettiği coğrafyanın genişliğini tanımamız elbette önem taşımaktadır. Osmanlı hükmettiği coğrafya anlamında aşağı yukarı Roma’nın sahip olduğu yerleri idare etmiştir.
Osmanlının hükmettiği topraklar Üçüncü Murat döneminde (1574-1595) 20 milyon kilometrekareyi bulmuştur. Bu topraklar içinde şüphesiz Osmanlıya ve İstanbul’a direk bağlı olan yerler olduğu gibi vassal devletler ve etkisi altında (himayesi altında) bulunan topraklar da vardır.
Bu yazıda Osmanlının Doğu, Kuzey ve Batıda ulaştığı son noktalara bakmaya çalışalım. Önce Doğu istikametini inceleyelim. Sokullu Mehmet Paşanın sadarette olduğu 1578 yılında açılan İran seferinde özellikle Özdemiroğlu Osman Paşanın kazandığı zaferler sonucu Osmanlı Batı İran (Tebriz, Hoy, vs), Dağıstan, Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan gibi ülkeleri zaptetmiştir. Bu yerlerin Osmanlılara aidiyeti 1590 Ferhat Paşa antlaşmasıyla İran tarafından tanınmıştır. Mesela Tebriz gibi İran’ın önemli bir şehri 1585’ten 1603’e kadar 18 yıl Osmanlı’nın idaresi altında kalmıştır. Şah Abbas’ın bu şehri geri almasından sonra da Osmanlı Batı İran veya İran Azerbaycan’ına hükmedememiştir.
Gelelim Osmanlı’nın Batıda gittiği son noktalara. Viyana yakınlarında Avrupa’nın Györ Osmanlı’nın Yanıkkale dediği kale iki defa zaptedilmiştir. Birincisi Üçüncü Murad dönemindedir ve elimizde sadece dört yıl (1594-1598) kalmıştır. İkincisi Viyana seferi esnasındadır.
Batıda son gidilen noktalar deyip de Estergon’u zikretmemek olmaz. Estergon birinci defa Kanuni Sultan Süleyman tarafından alınmıştır (1543). Ancak Avusturya savaşları esnasında 1595’te elden gitmiştir. İkinci defa Birinci Ahmet döneminde Lala Mehmet Paşa tarafından fethedilmiştir (1605). Bundan sonra da İkinci Viyana seferi ve arkasından gelen bozgunda kaybedilmiştir.
Burada ilginç olan nokta şurasıdır. Elbette Estergon Tuna kenarında önemli bir kaledir. Bir anlamda da Budin’in kapısıdır. Ancak Osmanlı bir döneminde Tuna nehrinin bu noktada diğer tarafına Estergon’un karşısına yani Ciğerdelen Sahrasına geçmiş ve orada bir eyalet kurmuştur. Lütfen dikkat buyurun! Bugünkü Macaristan sınırını da geçtik. Artık bugünkü Güneybatı Slovakya topraklarında bulunan Uyvar Kalesi önlerindeyiz. İşte bu kaleyi civardaki diğer küçük kaleleri, hisarları ve palangaları (topraktan yapılmış istihkamlar, ilkel bir kale) almıştır Osmanlı ordusu. Ne zaman ve kim tarafından diye sorulursa hemen cevabını verelim: Müderrislikten yani ulema sınıfından sadrazamlığa gelmiş Dördüncü Mehmed’in dirayetli sadrazamı Köprülü Fazıl Ahmet Paşa tarafından 1663 yılında alınmıştır. Vasvar Barışı ile de bu hakimiyet Avusturya tarafından tanınmıştır. Padişahını gölgede bırakan bu büyük devlet adamı Avrupa’da bir sözün de ortaya çıkmasına sebep olmuştur. İnsanlar cesur birisine iltifat edecekleri zaman “Uyvar önünde bir Türk gibi” demeye başlamışlardır. Meraklı okurlar hemen nerede diye atlaslara sarılırsa bu yeri Uyvar adı altında bulamayacaklardır. Uyvar’ı haritalarda güneybatı Slovakya’da Nove Zamky adı altında bulabilirsiniz. Uyvar tam 22 yıl Müslümanların idaresi altında kalmış o da Estergon gibi ikinci Viyana seferi sonrası elden çıkmıştır.
Gelelim kuzey istikametinde Köprülü Fazıl Ahmet Paşanın gittiği son noktaya. Şimdi 1672 yılında ve Lehistan seferindeyiz. Bu defa orduda meşhur bir şairimiz Urfa’lı Nabi de vardır. Nihayet şimdiki Ukrayna topraklarında yer alan Kamaniçe Kalesi kuşatılır ve alınır. Bu sefer sonunda Lehistan (bugünkü Polonya) haraca bağlanır. Orduda bir şair olur da kalenin alınışına tarih düşülmez olur mu? Tabii ki hayır. Nabi de tarih kitaplarımıza kadar giren şu beyiti düşüvermiştir: “Tarihini felekte melek yazdı Nabiya / Düştü Kamançe Hısnına Nur-i Muhammedi”.Tam 27 yıl sonra imzalanan 1699 yılındaki Karlofça antlaşmasına kadar Kamaniçe bizdedir.
Kale alınmış ve beyitle tarih düşülmüştür. Ama her çıkışın bir inişi vardır. Eskiler “kemaluhu zevaluhu” demişler. Yani bir şeyin olgunluğu onun sonudur veya sonunun başlangıcıdır. Öyle de olmuş ele geçirilen yerler birer birer gitmiştir.
Bu yazıda Osmanlının sınırlarında gezindik. Devletin ne denli büyük olduğunu gördük. Slovakya ve Ukrayna içlerinden İran içlerine kadar yayılmış koca bir devlet… Aynı derecede muhteşem bir yönetim. Zaafları, eksik yanları yok muydu? Elbette vardı. Onları da başka bir yazının konusu yapalım. Kalın sağlıcakla.
Zeki ÇİFTÇİ
Bu sayfa 782 kez okunmuştur.

